Ayvalık

Yazan: admin | 10 February 2008
Kategoriler: FotoKaçış

Hayatımın geçmesini istediğim yerlerden biri de Ayvalık. Dar sokaklarında kaybolmayı, Güvercin Adası’nı ve insanını pek severim. Uzun yürüyüşler ve sakin koylarda deniz sefalarıyla bu günler Ayvalık gezisi için çok uygun…

Bir kasaba ne kadar sevimli olabilir?” sorusunun cevabı, benim için Ayvalık’tır. Bir kere buram buram tarih kokar. Dar sokakları hikaye dolu, insanı medenidir. İklimi hoştur. Yazı fazla bunaltmaz, kışları ılık geçer. “Eşşek rüzgarı”na tutulmadığınız sürece, Ayvalık şahane bir liman kasabasıdır.
Geçenlerde televizyonda, hem de NTV’de bir gezi programında seyrettim. Güzel ve boş kızlardan biri Ayvalık’ta dolanıyor. Nasıl aptalca bir metin yazılmış, nasıl bütün program “Ayvalık’a gelmişken Ayvalık tostu yememek olmaz” gibi klişelerle bezenmiş, kanım çekildi.
Bir defa, bu sokaklarda bilerek yürüyeceksin. Mübadeleyi, Girit’ten ve Midilli’den gelenleri, gidenlerin bıraktığı izleri tanıyacaksın. Midilli’den gelenlere “Adalı”, Girit’ten gelenlere de “Gritikos” dendiğini öğreneceksin. Zengin adalıların Çamlık’a yerleştiğini ve hâlâ olağanüstü evlerde yaşadıklarını bileceksin. Evlerin zarif kıvrımlarını göreceksin. Cunda’daki turistik balıkçılar ve uydurma Ayvalık tostu, sadece yüzeysel ve uyduruk bir gezi rotasıdır; anlayacaksın!


önde zetin ağaçları.. arkasındaaa yaar! yada tam tersi!


Modern olamamış Folk üçlüsü! Ayvalık’a varır varmaz bizi yerel Bando ile karşıladılar.


Kaldığımız Pansiyonun terasından Ayvalık görüntüsü Sol cenapta Kiliseden bozma ünlü SAATLİ CAMİ


Jonathan Livingston’u biliyorsanız, martıları da seversiniz.


Tabii herkes bizim gibi Turist! değil.. insanlar işinde gücünde ekmek parası için savaşıyorlar. işte balıkçılar, balıkçılarımız…


Ayvalık’ın iç mahalleleri bu Dünyadan koparılıp zamansız bırakılmış gibi her şey sıcak, sade, eski ve samimi… granit binalar yok! çiçekler hala vita kutularda


Rum evleri tarihi dokuyu güçlendiriyor. evlerin dışında tadilat yapmak yasak. şehir korunuyor, güzelleştiriliyor.


incelikler yüzünden…..

Zeytinyağı ile pişen her yemek ve ızgara balık, Ayvalık’ın mönüsünü oluşturuyor. Şehir Kulübü’nün mezeleri son derece lezzetli, fiyatları da uygun. Benim favorim, hemen belediyenin arkasındaki Çorbacı Mehmet Usta. Kabak çiçeği dolmasının tadına diyecek yok. Bir de tabii tatlı olarak Yeni Güler Pastanesi’nin malları. Baklavası bile zeytinyağlı yapılıyor. Üzüm suyu ile tatlandırılmış, sakızlı ve tabii ki yine zeytinyağlı kurabiyelerinin tadını anlatabilmem olanaksız…
Cunda veya yeni adıyla Alibey, Ayvalık’a ince bir köprüyle bağlanmış. Ayvalık’tan yürüyerek gidilebiliyor.


Fotoğraf aşkına düştük yollara…


Yine kaldığımız güzel TAKSİYARHİS pansiyonunun terası

“Şeytan Sofrası,harikulade bir tepedir.Deniz,koylar,adalar ve çamlıklar ayaklarınızın altında kalır.Oraya çıkıp doğayı,güneşin batışını seyrederken,iki zıt duygunun etkisi altında kalırsınız:Doğaüstü sanırsınız kendinizi ya da hiç! Cumhuriyet Alanı’ndan kalkan dolmuşlarla gidebilirsiniz,kendi otomobiliniz yoksa tabii…Varsa, Çamlık’tan sonra Sarmısak yönünde yola devam ediniz,sağ tarafta bir kilometre sonra karşınıza çıkacak bir levha yol gösterecektir size.Çam ormanı içinden geçen dar ama asfalt bir yol, tepeye kadar varır.
Şeytan sofrası,yuvarlak bir sofra gibidir.Çepeçevre sarp kayalıkların üstündedir.Oradaki gazinoyu,doğayı seyretmekte olan insanları bir an için unutun,görmezlikten gelin…Şeytanların bu sofra etrafında gerçekten oturmuş,toplantı yaptıklarını sanacaksınız
… Tımarhane Adası’nı da buradan bir güzel seyredebilirsiniz.
Tımarhane Adası’nı seyrederken altta,sol altta bir koy göreceksiniz…Bu koya dikkatle baktığınızda dalgacıkların üstünden aşıp geçtikleri bir göçük,bir kayalık dikkatinizi çekecektir…Bu,70-80 yıl öncesine kadar üzerinde çok küçük bir kilise bulunan, bir”adacıktı”!Bazı balıkçıların aileleriyle birlikte yazı geçirdikleri bir küçük ada…Yunan fanatik şairi ve kilise ressamı Fonti Kondoğlu’nun da eskiden yazları uğrak yaptığı adacık…Yüzyılımızda fanatizm göçüyor,bir fanatiğin hayranı olduğu adacık göçüyor…garip bir raslantı!”


Ayvalık’ı, körfezin güzel koylarını ve göz alabildiğine uzanan zeytinliklerini kuşbakışı seyretmek için Şeytan Sofrası’na çıkmalı. Sarmısaklı yolunda Şeytan sofrası tabelasından sağa dündüğünüzde masalar, tuvalet, telefon ve su gibi hizmetleri bulabileceğiniz Çamlık Orman Kampı’na, devam edip yokuş yukarı kıvrılan yolu izlediğinizde Şeytan Sofrası’na ulaşacaksınız. Cumhuriyet Alanı’ndan kalkan dolmuşlarla da gidebilirsiniz. Tepe aslında eski bir lav birikintisidir. Yuvarlak bir sofraya benzer. Bir lokanta da bulunan tepede manzara nefis, özellikle günbatımında fotoğraf için çok uygun. Demir bir kafes içinde de şeytana ait olduğu söylenen kocaman bir ayak izi var. Ayak izinin büyüklüğüne ve ayakkabı fiyatlarına bakarsanız “şeytanın pabucu” epeyce pahalı olmalı. Demir kafese çaput bağlayanlar ve para atanlar da oluyor. Şeytan Sofrası’nın yanıbaşındaki tepeye Tavşan Kulakları deniyor. Beş metre kadar, tavşan kulağına benzeyen iki kaya sanki yapaymış gibi görünüyor.


Yemek tediğimiz restoranda danseden ve şarkı söyleyen çok sevmili ve muhabbetli bir RUM amca… restoranda yemek yiyen – çalışan ne kadar kişi varsa elini sıkarak ayrıldı aramızdan…

1. Dünya Savaşı’ndan önce Ayvalık ağırlıklı olarak Rumların yaşadığı yerdi, Türkler azdı. Rumlarla Türkler arasında da bir sorun yoktu. Ayvalık zengin, verimli toprakları ve balıkla dolu denizi ile herkese yetiyordu. Anadolu’nun işgali başlayıp da 28/29 Mayıs 1919 gecesi Yunan askerleri Cunda adasına çıkıncaya kadar böyle sürdü. Tam 39 ay 16 gün işgal altında yaşadı Ayvalık. İstiklal Savaşı kazanılınca da sular durulmadı. Tarih boyunca kardeşçe yaşayan insanların arasına kama sokulmuştu bir kere. Konu komşu birbirine düşman edilmişti. Barış içinde, kardeşçe yaşama ortamı yitince kaç kuşaktır buralarda yaşamış Rumlar’dan çoğu Yunan adalarına gittiler. Girit’ten, Midilli’den ve Makedonya’dan Türkler gelip yerleştiler. Lozan anlaşmasından sonraki “Mübadele” Ayvalık’a işte böyle yansıdı. Ayvalık’tan Yunanistan’a göçenler eski yurtlarını unutamıyorlar. Atina’da Ayvalık Yıldızı diye bir gazete çıkarıyorlar ve Ayvalıklılar Birliği’ni kurmuşlar. Arada bir yaşlılar dünya gözüyle eski memleketlerini görmeye gidip nemli gözlerle sokaklarda dolaşıyorlar. Gitmeyip kalanlar bildikleri gibi yaşayıp gidiyorlar.

 

Yorumlar

Toplam 1 yorum var, yorum yazabilirsiniz.
  1. nazlı 22 November 2008, 12:03 pm

    yaa ben tavsana girdim başka seler çıktı olmuyo böyle ama yaa

Yorum yazın:

İsminiz *

Emailiniz *

Websiteniz